Çevirmen Diyor ki

Gönderen Cuma Tanık
0 Yorum 256 Görüntüleme 5 dakika okuma süresi

Dergiler ilk adımlar için vazgeçilmez. Bir öykü, bir şiir çevirisiyle başlarsınız sonra bir bakarsınız yaptığınız çeviriler birer kitaba dönüşüvermiş. Yayımlanan ilk şiirim bana büyük bir cesaret kazandırmıştı. Bu yüzden çeviriler yapmaya devam edip, okurla buluşturmak üzere dergilere gönderiyordum. Bu gelenek bugün hala devam ediyor. Mahalle Mektebi, Hece Öykü, Post Öykü… bugüne kadar birçok dergide öykü ve şiir türlerinde onlarca çevirim yayımlandı ve yayımlanmaya devam ediyor.

Bu sıralar üzerinde çalıştığınız, yeni bitirdiğiniz, yeni başladığınız metin ve yazarlardan bahseder misiniz? Her çeviri yeni bir deneyimdir, her yeni günün olduğu gibi. Bizimle paylaşmak istediğiniz herhangi yeni bir bilgi var mı?

Cuma Tanık:

Çiçeği burnunda bir Arap edebiyatı çevirmeni olarak kendi çeviri serüvenime geçmeden önce, çevirinin kuramsal boyutuna bir göz atmanın yerinde olacağı düşüncesindeyim. Her şeyden önce çeviri, başlı başına kültürel bir gelenektir. Bu yüzden İtalyanlar, Antoine Berman (1942-1991)’ın aktardığına göre, “Traduzione, tradizione (Çeviri, gelenektir)”demişlerdir. Berman bu söylemi doğrular nitelikte şunları ifade eder: “Geçmiş ile şimdiyi, yakın ile uzağı birleştiren çeviri, kendisi de gelenekler bütünü olarak yaşanan kültürü “eker.” Geçmişten bugüne çevirinin ne olduğuna ve çevirmenin kim olduğuna dair tartışmalar sürmüştür ve sürmeye devam etmektedir. Şüphesiz her çeviri eleştirmeni kendi tecrübe ve deneyimleri kapsamında çeviriye ve çevirmene dair bir tanım yapmıştır. Örneğin Edmond Cary (1912-1966) şöyle bir tanım yapar; “Çeviri, farklı dillerde gerçekleştirilmiş iki metin arasında eşdeğerlikler kurmaya çalışan bir işlemdir. Bu eşdeğerlikler her zaman için ve kaçınılmaz olarak, her iki metnin doğasına, nereye yönelik olduğuna, her iki halkın kültürü arasındaki bağlantılara, manevi, zihinsel, duygusal ortamlarına bağlıdır, kalkış ve varış yeri ile dönemine özgü bütün olumsallıklara bağlıdır.” Bunun dışında birçok tanım daha aktarılabilir ancak kanımca bu tanım, oldukça kapsamlı ve tatmin edici. Ya çevirmen kimdir? Onu da Hugo Friedrich (1904-1978)’ten mülhem şöyle diyelim: “Çevirmen, dillerin doğasından gelen farklılıkları dikkate alandır.” Çeviri, bir kültürün gelişmesinde önemli bir rol üstlenir. Sözgelimi eğer yabancı dillerden Türkçeye felsefe metinleri çevrilmemiş olsaydı bugün belki bir Türkçe felsefeden söz edemiyor olacaktık. Kuşkusuz bu diğer yazın türleri için de geçerli. Hasılı, yazın çevirileri farklı kültürlerin karşılıklı güçlenmesi demektir. 

Çevirinin kuramsal boyutuna çok takılmadan kendi çeviri serüvenime geçmek istiyorum. İlk çeviri çalışmalarım, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümündeki lisans yıllarıma uzanmakta. Ankara gibi bir şehirde edebiyat okumak, kaçınılmaz olarak sizi edebiyat dünyasının içine sürükler. Böyle bir yerde kitap ve dergilerdeki çevirileri görüp tanımam beni de elbette çeviriler yapmaya sürükledi. Zamanla çeviri artık bir tutku haline gelmişti bende. İlk çeviri denemelerimdeki hatalara, zorluklara rağmen bir gün elbet ben de güzel çeviriler ortaya koyacağım diyerek asla pes etmedim. Zaten her işte bu böyle değil mi? Sevdiğiniz, vazgeçmediğiniz zaman başarılı olursunuz ancak. İlk çeviri denemelerim öykülerden oluşuyordu. Ama yayımlanan ilk çevirim bir şiirdi. O zamanlar Endülüs’e özel bir ilgim olduğundan, Endülüs’ü anlatan, oranın medeniyetine göndermelerde bulunan bir şiir çevirmek elbette güzel olacaktı. Filistinli yazar Musa Hawamdeh’den çevirdiğim “Flamenco” adlı şiir tam da böyle bir metindi. Bu şiirim 2014’te Mahalle Mektebi dergisinde yayımlanmıştı. Şunu ifade etmem gerekir ki, çeviri serüvenimin daha da ileriye taşınmasında edebiyat dergilerinin katkısı çok. Bir yazar nasıl ki ilk ürünlerini edebiyat dergilerinde yayımlıyorsa, çevirmen için de aslında böyledir.

Dergiler ilk adımlar için vazgeçilmez. Bir öykü, bir şiir çevirisiyle başlarsınız sonra bir bakarsınız yaptığınız çeviriler birer kitaba dönüşüvermiş. Yayımlanan ilk şiirim bana büyük bir cesaret kazandırmıştı. Bu yüzden çeviriler yapmaya devam edip, okurla buluşturmak üzere dergilere gönderiyordum. Bu gelenek bugün hala devam ediyor. Mahalle Mektebi, Hece Öykü, Post Öykü… bugüne kadar birçok dergide öykü ve şiir türlerinde onlarca çevirim yayımlandı ve yayımlanmaya devam ediyor.

Halihazırda Akademisyenlik yaptığım için akademik çalışmalarımda da yine çeviri ağırlıklı çalışmaya gayret ettim. Modern Arap edebiyatında küçürek öyküye odaklandığım ve 2018’de tamamladığım Yüksek Lisans tezimden “Modern Arap Edebiyatından Çok Kısa Öyküler” başlığı altında bir kitap ortaya çıktı. Kitap, daha sonra yaptığım eklemelerle birlikte, farklı Arap ülkelerinden farklı yazarlara ait yüz otuz küsur çok kısa öyküyü ihtiva etmekte. Kitabın çift dilli (Arapça-Türkçe) olarak basılması ve hem edebiyat severlere hem de Arapça ve Türkçe dillerini öğrenenlere hitap etmesi kitabın ilgiyle karşılanmasında önemli bir faktör oldu. Ayrıca kolektif bir çalışma olarak hazırladığımız ve 45’i Arap, 21’i Türk edebiyatından toplam 66 adet şiiri kapsayan “Mısralarda Arapça | Arap ve Türk Edebiyatından Şiirler (Arapça-Türkçe)” adlı çalışmamız Mart 2020’de Muarrib Yayınları tarafından basıldı. Çalışma, Arap ve Türk edebiyatından tanınan şairleri kapsaması ve yine çift dilli olarak yayımlanmasından dolayı ilgiyle karşılandı. 

Bugünlerde Doktora çalışmamla bağlantılı olarak “Modern Arap Edebiyatından Seçme Mektuplar” başlığı altında bir eser ortaya koyma çabasındayım. Mektup edebiyatı, özellikle bizim alanımızda bugüne kadar ihmal edilmiş bir tür. Halbuki çok iyi tanıdığımız yazar ve şairlere ait, onların yaşamına ve yaşadıkları topluma tıpkı bir anahtar deliğinden bakmamızı sağlayacak çok güzel mektup örnekleri var elimizde. Bu mektupları bir gün Türk okuruyla buluşturmak benim için epey zevkli olacaktır. Bunun dışında vakit buldukça Iraklı yazar Muhammed Hayyavi’nin İngilizce, Fransızca, Farsça ve Hollandacaya çevrilmiş Şahbender Sarayı adlı romanını çeviriyorum. Hayyavi, bugün Hollanda’da yaşayan siyasi bir göçmen. Uluslararası arenada tanınmasına rağmen ülkemizde henüz tanınmış değil. Hayyavi gibi tanınmayı bekleyen ve Türkçeye kazandırılması gereken birçok yazar var. Bu yüzden kendime bir misyon yükledim: Uzak ve yakın geçmişten birazcık sıyrılıp günümüz Arap yazarlarını Türk okuruyla buluşturmak. Geçmişi aktarırken bugünü de unutmamak lazım anlayacağınız. Umarım bunda başarılı olurum. 

Bu söyleşi Post Öykü dergisinde yayımlanmıştır.

Bir yorum yaz

* Bu formu kullanarak, verilerinizin bu web sitesi tarafından saklanmasını ve işlenmesini kabul etmiş olursunuz.

Bu web sitesi, deneyiminizi iyileştirmek için tanımlama bilgilerini kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku