Bizim Olmayan Dünya – Elias Khoury

Arapça kitap adları bize ne söyler?

Gönderen Cuma Tanık
0 Yorum 507 Görüntüleme 6 dakika okuma süresi

Hepimiz Yokluğun Huzurunda Yaşıyoruz

Dostlardan biriyle Orta Doğu’nun içinden geçtiği kan dönemecinden konuşuyorken, kendimi bir anda açıkça şu sözleri ifade ediyorken buldum: “Bizim Olmayan Dünya…” Tesadüfen Gassan Kenefanî’nin öykü koleksiyonun başlığını anmıştım. Bu deyim artık, Kenefanî’nin hedeflediği manayı kast etmeksizin, kelime dağarcığımın bir parçası olmuştu. Tam olarak, manayı özetlemek – ve yoğunlaştırmak için, abartı ve karmaşıklıktan sakınarak şiir beyitlerine sığındığımız gibi…

“Bizim Olmayan Dünya” ifadesini söylediğimde, ifadenin kelimesi kelimesine bir anlamını kastetmedim. Daha doğrusu şu zamanda başımıza neyin geleceğini kesinlikle bilemeyeceğimi ifade etmek istedim bu ifadeyi kullanarak. Adeta gurbette ve aciz hissediyorum dermişim gibi, farklı ve tutarsız anlamlar kastettim. Ya da günlerin bizim için gizlediği gizemli bir şeyler beklediğimi… Ya da bilmiyorum, belki de beni sessizliğin huzursuzluğundan kurtaracak hazır bir ifadeye konmak istedim.

Bu anlam kargaşası, Ebu Nuvas’ın şu beytinde olduğu gibi, şiirin biriktirdiği “çok anlamlılığa” götürdü beni:

Durmadan bir şeyler yazıyorum

Çok anlamlı lafızlarla…

Ebu Nuvas’ın işaret ettiği çok anlamlılık, edebi eserin çekici yönlerinden biridir. Edebiyat sadece anlamları yüklenen sıfatıyla kışkırtmaz, aynı zamanda faklı anlamlarla renklenmesi için dile müsamaha gösterir ki şiirin gizemi burada ortaya çıkar. Yorumlama (te’vîl), farklı zamanlara ve sayısız okumalara kapı açan bir edebiyat gizi. Yorum geçersiz olup imkânsızlaşınca, edebiyat büyüsünü kaybeder ve tatsız tuzsuz bir söyleve dönüşür.

Bir Tutam Olasılıklar Sunan Başlıklar

Arap kültürü, söylenen söze dayanak teşkil etsin diye şiire başvurarak ilerleme gösterdi. Ama bu sadece, birçok beytini atasözlerine benzeten Mutenebbî’yle başlayan bir şey değildir. Bilakis bu, şiirin çıkış dönemlerine, şairin mükemmelliğinin bir amaca veya belirli bir beyitle bağlantılı olduğu döneme yani cahiliye asrına kadar gider. Bununla ilgili klasik edebiyat kitaplarında şu tarz ifadeler geçmektedir: “Arapların en iyi üç şairi vardır: Ata veya deveye bindiği zaman İmru’l-Kays, coştuğu zaman el-ᵓAᶜşâ ve korkuttuğu zaman en-Nâbiğa.”

Klasik Arap nesri de şiirle yakın bir ilişki içerisindedir. Çünkü şiir kendisine anlatının yapısı içerisindeki manayı saptama görevi biçmiştir. Bunun örnekleri İbn Hazm el-Endelusî ve Ebû Hayyan et-Tevhîdî’nin eserlerinde görülebilir. Özellikle “Elf Leyle ve Leyle (Bin Bir Gece Masalları)’nda manaları süsleyip vurgulamada şiir beyitleri önemli bir rol oynar.

Ne var ki arkadaşımla sohbet ederken şiire değil, nesir türünde yazılmış bir kitabın başlığına sığındım. Zira şiire benzeyen bazı kitap başlıkları, anlamı mecaza dönüştürüp hafızaya kazınır adeta.

Eğer romanın şiirselliği, manaları saçabilme ve harmoniyi günlük müziğin dokunmuş bir dizisine dönüştürme gücünde yatıyorsa o halde başlıklar farklı bir rol oynar. Çünkü başlıklar, bir tutam ihtimaller sunarlar.

Kâtib Yâsin’in Necme’si gibi artık sembol haline gelen birçok isim vardır. Ya da insani bir model olan Emîl Habîbî’nin el-Muteşâil’i. Veya Cemâl el-Ğîṭanî’nin ez-Zeynî Berekât ve H̱annân eş-Şeyḥ’in H̱ikâyetu Zehre eserindeki siyasal metafor. Yahut Baha Tahir’in Ḥâletî Ṣafiyye ve’d-Deyr, Cebrâ İbrahîm Cebra’nın el-Baẖs̱u ᶜan Velîd Masᶜûd ve Şukrî el-Mabḥît’in eṭ-Ṭulyânî’sindeki insanlık hali.

Öte yandan Necip Mahfuz’un el-Ḳahiretu’l-Cedîde, Suheyl İdrîs’in el-H̱ayyu’l-lâtînî, Ğâde es-Semân’ın Beyrût 75, Zekeriyyâ Tâmir’in Dımaşḳu’l-ẖarâiḳ, Rabîᶜ Câbir’in Beyrût Medinetu’l-ᶜalem, Cebbûr Duveyhî’nin H̱ayyû’l-Emrîkân,Ğassan Kenefânî’nin ᶜAᵓid ilâ H̱ayfâ, ᶜAbbâd Yaẖyâ’nın Cerîme fî Ramallah gibi kitaplara etiket olmuş mekanlar vardır.

Yokluğun Huzurunda

Genelde tek kelimeden oluşan sarsıcı kitap başlıklarından da söz etmek mümkün; Hânî er-Râheb’in el-Mahzûmûn (Mağluplar)’u, Dima Wannous’un el-H̱âifûn (Korkaklar)’u, Anton Shammas’ın Arabîsk (Arabesk)’i birer örnek sayılabilir.

Kimi başlıklarda ise mecaz görülür; Muhammed Şukrî’nin el-H̱ubzu’l-ḥâfî (Çıplak Ekmek)’si, Hudâ Berekât’ın Ḥacaru’d-daḥk (Alay Taşı)’i, el-Ġîṭânî’nin Denâ Fetedellâ (Yaklaştı, Sonra Daha da Yaklaştı)’sı, Muhammed Berrâde’nin Luᶜbatu’n-nisyân (Unutma Oyunu)’ı, Leylâ Baalbakk’i’nin el-ᵓâlihetu’l-memsûẖa (Ucube Tanrılar)’sı, Ekrem Muslim’in ᶜİltebese’l-emru ᶜala’l-ḳalaḳ (İş Çığırından Çıktı)’ı gibi.

Bazı başlıklarda ise şiirsel bir yoğunluk kendini gösterir; Kenefânî’nin Ricâl fi’ş-şems (Güneşteki Adamlar)’i ve Mâ Tabaḳḳâ Lakum (Size Kalanlar)’u, Abdurrahman Munîf’in Mudun’l-milḥ (Tuz Şehirleri)’i, Cabrâ Munîf’in ᶜÂlem bilâ H̱arâiṭ (Haritasız Dünya)’i, Sunᶜullâh İbrâhim’in Tilka’r-raiḥâ (O Koku)’sı, Ṭayyib Ṣâlih’in Mevsimu’l-hicre ilâ’ş-şimâl (Kuzeye Göç Mevsim)’i, Samar Yazbek’in Raᵓiḥtu’l-ḳirfa (Tarçın Kokusu)’sı, Yusuf Ḥabeşî el-ᶜAşker’in eẓ-Zıll ve’ṣ-Ṣadâ (Gölge ve Yankı)’sı, H̱âlid H̱alîfe’nin Medihu’l-Kerahiyye (Nefrete Övgü)’si

Bu makale başlıklar hakkında ayrıntılı bir sınıflandırma sunma niyeti taşımamaktadır. Hakikatte konunun akademik ve bilimsel bir çalışmaya ihtiyacı var. Burada ben, hatırladığım bazı başlıkları andım sadece. Bunlar, ortaya attığım yaklaşımları en iyi şekilde desteklemiyor olabilir ama başlıkların zengin dünyasına ve anlamlarına işaret edebilir. Yazarlar başlığın kitabın bir etiketi olduğunu bilirler, burada sorun yok, ancak yazar kitabı yazmaya başlayacağı anda başlık bulamazsa, ya da belirlediği ilk başlığı değiştirmeye mecbur kalırsa o zaman bir endişe ve karmaşıklık aşamasından geçer. Nitekim başlık doğumla gelen isim gibidir. Kendini ismini değiştirmek zorunda kalmış bulduğunda, kimliklerimizden vazgeçtiğimiz, gizli siyasi bir eylem anındaki gibi bir çıkmazda bulursun kendini. Bu mesele de ayrıca özel bir incelemeyi hak ediyor.

Mahmud Derviş’in Fî Ḥadrati’l-ġiyâb (Yokluğun Huzurunda)’ı, şiirsel başlığıyla ve çok anlamlılığıyla belki de belagat ile en çok mücessem hale gelen kitap isimlerindendir. Eksik bir öz geçmişten kinaye bu düzyazı kitapta, ölüm vadisine uzanan hayat balkonunda durarak, yazar için kişisel bir bellek yaratıyorum.

Ve bizler hepimiz, ölümle tamamlanan şimdinin sonsuzluğuna batmış, yokluğun huzurunda yaşıyoruz…

Derviş’in kitabının başlığında ya da anlatı kitaplarında muhtelif şekillerde gördüğümüz bu anlam, şiiri nesirle harmanlamakta ve dolayısıyla şiir nesrin kubbesi oluvermekte. Tıpkı nesrin bir an şiire dönüşüverip ruhu teslim alıp en derinlerine sızması gibi…

Arapçadan çeviren Cuma Tanık

Bir yorum yaz

* Bu formu kullanarak, verilerinizin bu web sitesi tarafından saklanmasını ve işlenmesini kabul etmiş olursunuz.

Bu web sitesi, deneyiminizi iyileştirmek için tanımlama bilgilerini kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul et Daha fazla oku